Dikenler ve güller

 Nereye baksam her renkten güller bulunmakta.

Onlara zıt tüm siyahlığımla karşılarındaki bankta oturmaktayım.

Güller bana bakıyor, kimisi alayla kimisi sıcak kahkahalarla.

 Dikenleri batıyor gözüme, O güzel yüzlerinin tersliğinde. Saymaya başlıyorum; yapraklarını değil, dikenlerini.

Acıtan dikenler daha sayılabilir gibi…

Sayarken kırık yeşil çitleri görüyorum, tüm bunlar gülleri koruyabilir mi diye düşünüyorum.

İnsanoğlu koymuş onu oraya, bir alan bir güven olsun diye.

 “Peki ya, güller korunmak istemiyorsa?” diye bir fikir düşüyor kafama.

 Ya o dikenlerin zorunlu bulunan bir dostuysa?

Ama acıtan dikenler, güller hariç herkese batmakta.

Gülleri korunmakta, görevi sanmakta.

Güller bunu istemese bile yapılmakta.

 Dikenleri kesersen, biçersen

 Gül dikensiz; diken gülsüz olmaz olamaz.

Hırsızlardan koruyan çitlerden ziyade sivri dikenler:

O insan ki görevini iyi yapan, dikenleri bile parçalayan, geriye açmayan bir tomurcuk bırakan.

Yaşamın izleri, yapraklarından koparılan her renkteki güllerin hazini.

Hayattaki dikenlerimiz ve güllerimiz binlerce.

Hepsi bir dönence.

İstekleri ve zorunlulukları uğruna, yaşa.

Kendin için yaşa.

Bil ki kendinden başkasına sarılmazsan eğer, dikenlerden farksız olursun.

Kimi zaman dikenler ve güller yer değiştirse ne olurdu acaba diye düşünürüm.

Güller diken dikenler gül olsa derim, nasıl olurdu? Güller dikenleri korur muydu?

Aynısı yaşanır mıydı?

Bin bir düşünce sıralanır kafamda.

Son kez derim ki: dikenler, kalbini acıtsa da güller adına kendin adına sarıl kendine sar sarmala.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Düşmüş denize

Oysa zaman

Saksı olmanın faydaları