Kayıtlar

Düşmüş denize

 Bir yokuş arar seni, varoluşun dizeleri gibi. Süzülür bir deniz yıldızı, yapışır bacağına. Kendisine gökyüzünü fırlatmanı ister. Halbuki yapıştığı yerden fırlatılması zordur; halbuki fırlatıldığı yerde yapışması. Biri çıkar der ki: “Düşmeseydi in denize.” O da der ki: “Severim yüzmeyi ve gökyüzünü seyretmeyi.” Bu uğurda vazgeçmişti gökyüzündeki yerinden, atlamıştı denize. Fakat sıkılmıştı artık, gökyüzüne hasret kalmıştı. Uzaktan seyretmek güzeldi, fakat seyredilen olmayı da özlemişti. Denizde pırıldamak zordu; izleyeni az ve uzaktı. Düşüşü acı ama güzeldi. Kalbi karışmıştı, kararı zorluyordu onu. Arada bir yapışıyordu fikirler işte.

Saksı olmanın faydaları

Kiraz çiçekleri yağıyor üzerimize, Rüzgar öyle yumuşak dokunuyor ki yüzlerimize— Nefes almanın ince çizgisini Usulca işliyor benliğimize. Gülümseyen gözler varken, Neye yarar zoraki duvardan mesafeler Duvarlarda açıyor saksı çiçekleri, Ve fısıldıyor kulağıma Saksı olmanın gizli faydalarını. Çünkü saksı olmak, Rüzgarı hissedebilmektir yerinden kıpırdamadan. Bir şarkının içinden geçmektir, Kök salmadan da büyüyebilmektir. Ve bu faydalar, Ruha işlendi mi bir kez, Zaman bile konuşur seninle— An be an, sessizce.

Oysa zaman

 Oysa, zaman. yaşamın kendisiydi.  Ve yaşamın yeri yürekti Korkum şudur ki Uzayan saatler ve dakikaların Kalbimde ki sıcaklığı götürmesi Kar dan sonra güneş i görmüş bahar çiçekleri Soğuk şimdi o çiçekleri dökmez mi ki?  Dökülse bile bir kedi gelir ağacın altında Kalbiyle diğer kediye sarılır en kocamanında Bir bakmışız toprak kokusu  Yan yana getirmiş zamanı ve anıları

Bir yapboz

 Buruşuk kağıt manifestosu. Binlerce kez kelimeler evrime uğrayabilirmiş gibi gelir. Düzinelerce düşünce bir akşam çıkıp gelebildiği gibi. Ait sanılan duygular bir yapboz parçası gibi farklı yerlerde boşluğun içinde belirir. Kim o boşluğa girip o yapboz parçanı alabilecek ki? Kim o boşluğu doldurabilecek güçte ki? Kendin bile istemeyeceksin bunu. Ya o boşluğu kabullenecek ya da o tamamlanmayan yapbozu tamamen etrafa saçıp hiç açılmamış gibi o kutuyu en ücra yerlerde saklayacaksın. O boşluğa yeni bir parça yamalamak senin kararında, o ait parçadan daha iyi tasarlamak da. Yapbozlar hayatımızın her yerinde yapbozlar içerlerimizde.

Dikenler ve güller

 Nereye baksam her renkten güller bulunmakta. Onlara zıt tüm siyahlığımla karşılarındaki bankta oturmaktayım. Güller bana bakıyor, kimisi alayla kimisi sıcak kahkahalarla.  Dikenleri batıyor gözüme, O güzel yüzlerinin tersliğinde. Saymaya başlıyorum; yapraklarını değil, dikenlerini. Acıtan dikenler daha sayılabilir gibi… Sayarken kırık yeşil çitleri görüyorum, tüm bunlar gülleri koruyabilir mi diye düşünüyorum. İnsanoğlu koymuş onu oraya, bir alan bir güven olsun diye.  “Peki ya, güller korunmak istemiyorsa?” diye bir fikir düşüyor kafama.  Ya o dikenlerin zorunlu bulunan bir dostuysa? Ama acıtan dikenler, güller hariç herkese batmakta. Gülleri korunmakta, görevi sanmakta. Güller bunu istemese bile yapılmakta.  Dikenleri kesersen, biçersen  Gül dikensiz; diken gülsüz olmaz olamaz. Hırsızlardan koruyan çitlerden ziyade sivri dikenler: O insan ki görevini iyi yapan, dikenleri bile parçalayan, geriye açmayan bir tomurcuk bırakan. Yaşamın izleri, yapraklarında...

İçimizde ki gezegen

 Dünyanın hızlı dönmesinden ve bulantılarında kaybolmaktan korktun, durdun. Şimdiyse dünyanın dönüşü, sana sarılan yıldızlarla daha hafif ve tutunası bir düzlemde. Evet, dünya dönüyor ve sen tutunmayı biliyorsun, sarılmayı biliyorsun. Bu da bulantı ya da sancı vermiyor. Sarılmasını bilen yıldızlar, hayatın bağını bilen yıldızlardır. Bağa sahip çıkabilen, kaçmadan, dolamadan yaşayabilen ve devam edebilen güzel bağlardır... Kaç kayan yıldız oldu? Kaç buharlaşan bulutsu? Kaç yok olan gezegencik? Say, say biter mi? Çok yeri dolan dolmayan bu evren zincirinde, hayatlarımıza alıp atıp tuttuğumuz ve de kayan ne çok yıldız var. İçerilerimiz koca bir galaksi; o galaksiyi bizler yönetiyoruz. Kimi zaman kaoslanıyoruz, kimi zaman yok oluyoruz, şekilleniyoruz. Doğup doğup büyüyoruz. Dünyanın dönüşü ve yıldızların sarılması, aslında hayatın karmaşası. Her bir yıldız, kendi hikayesini taşıyor; bazıları parlayarak yanarken, bazıları sönüp gidiyor. Her biri, evrende izler bırakıyor.  Sonsuz ev...

Gün çukuru

 Kaptırmamalı insan rüzgarın esintisine, Kaptırmamalı insan güneşin ısısına. Gökyüzü bulutuna, denizin dalgalarına, O kocamanlığında batıp gitmemeli. Fakat batacağım korkusuyla da dala asılıp kırmamalı. Dünyanın her dönüşünde kalp kırıklığını saymamalı. Yoksa düşer bir elhamlı çukura; Çıkayım derken daha da batar bataklığa. Adımlayamaz olur, lotusları ezer; düşersin sonsuz bir döngünün içinde, kurtulmayı bile beklemeden öylece geçip gidersin. Ardından üzülense, ışık saçayım yönünü görebilesin derken kendini saçan yıldızlar olur. Bir kuşsa uçayım bulutlara ulaşayım derken bir yıldız a hasret olur Böyle böyle bir döngüye hapsolur. Nedir ki bir döngünün çıkış bileti? Nedir ki atılan her adımda çelmelere kondurulan papatyalar.? Bir bir ilerler her şey gün çukurunda